Röportajımız
M. Artar: Sevgili Vejdi, sanatçı dostumuz, bizler seni tanıyoruz. Okurlarımız için biraz kendinden söz eder misin?
V. Koçak: Adım, Mustafa Vejdi Koçak,1961 Antakya doğumluyum, Ticaret Lisesi mezunuyum. Altı yıl iş idaresi, beş yıl da sosyal bilimler okudum; ama mezun olamadım. Tembel bir öğrencilik yaşadım.
Tiyatroyla lise yıllarımda Tülin Erduran Hoca’mızın sevdirmesiyle başladım. İlkokul ve ortaokul yıllarımda hiç oyun izlemedim…
1985 yılında Ordu’ya kardeşimi görmek için gitmiştim, Ordu Belediye Tiyatrosu ‘Keşanlı Ali Destanı’nı sahneliyordu. İzledim ve oyuncularla tanıştım. Keşanlıyı, Mustafa Gencer oynuyordu. Onunla sohbet ettim… Ve tiyatro maceram başladı.
Şu an Antakya Belediye Şehir Tiyatrosunun kurucusu, hamalı, ışıkçısı, odacısı ve çaycısıyım… Ayrıca sanatseverlerden oluşan Hatay Sanatçılar Derneğinin yönetim kurulu başkanıyım. Bana Tiyatro yaşamımda en büyük desteği veren, kurulmamızdan günümüze kadar Süheyla KOÇAK’tan (eşim) bahsetmeden geçmemeliyim. İyi ki varsın Sühoş…
C. Başkaya: “Tiyatro aşk gerektirir” diyorsunuz, daha tiyatronuzun eşiğinden adım atmadan önce. Yürek dilinizi, emeğin, özverinin, sabrın, “her türlü olumsuzluklara rağmen” olağanüstü çalışmanın, aşkın, tutkunun canlandırdığı bir yıl… 1986 senesi ve Göç desem neler söylemek istersiniz?
V. Koçak: 1986 yılı bana tiyatroya gerçekten adım attığım, ilk yılımı hatırlatır…
Gençlik Merkezi, o yıllar yüzme havuzunun üst katında idi, tiyatroya yakın arkadaşları toparladık, gençlik merkezinden izin aldık… Ve Cevat Fehmi’nin Göç adlı oyunu ile başlamak istedik. 2-3 ay toparlandık, toplandık ama fiyasko! Çünkü aramızda tiyatroyu iyi bilen, deneyimli biri yoktu… Herkes kendini Tiyatro adamı sanıyordu. Yani kısaca her kafadan bir ses! Başaramadık…
Ben, belediyede yeni işe başlamıştım. Hüseyin Kâşif’le tanıştım, o da İstanbul’dan Antakya’ya yeni gelmişti, bir tiyatro grubu oluşturmaya çalışmaktaydı… Tabii, ben o zamanlar ne kadar yeni de olsam, hevesliydim. Hemen çocukları toparlayıp Hüseyin Bey’le tanıştırdım. Ve ilk çalışma yerimiz Dr. Uyar ŞAHİN ‘in muayenehanesi… Uyar Şahin, Erdinç Mısırlıoğlu , Şakir Yıldızbaş, Rahmetli Mehmet Unutmaz, Süheyla Burgaç, Serdar Kâşif, Bahar Çiper…
İlk oyunumuz daha önce başaramadığımız “Göç” adlı oyundu… Kültür merkezi yeni açılmak üzereydi ki oyunu kültür merkezinde sahneledik…
Rahmetli Hüseyin KÂŞİF, İstanbul’da birçok tiyatro ile ilişkisi olan ve organizatörlük yapan biriydi. Ve yöneticilerle ilişkileri iyi idi…
“Göç-Keçileri Kaçıranlar,137 Numara, Almanya’dan Bir Yâr Gelir…” sıra ile farklı oyunlar sahneledik… Ben, o aralar Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” adlı oyununu okuyordum ve oyunu çok beğenmiştim. Bir ara Hüseyin Bey’e söyledim. Bana “Boş ver oğlum, bunlar anarşist, komünist… Bunların oyunları oynanmaz!” dedi.
Ben de gıcık biriyim ya, “Bu oyunu oynaya bilirim.” dedim. Rahmetli ile aramızda bir sürtüşme olmuştu… Ve ben Hüseyin Bey’in topluluğundan ayrıldım. Eften püften oyunlar okumaktan ve oynamaktan usanmıştım artık… Hatta hiç unutmam bana şöyle demişti, “Sen bu oyunu nah oynarsın!”
Yıl 1989… Ben belediye parkındaki döner sermayede çalışmaya devam ediyorum. İzzet Güçlü benim müdürüm, onunla konuştum bu durumu, aydın biriydi.. Ve İzzet Güçlü’nün desteği ile o zamanlar Belediye Başkanı İzzet Bey’in babası, Şükrü Güçlü idi… Velhasıl, biz Antakya Belediye Tiyatrosunun ilk adımını attık… Ve ilk oyunumuz Aziz Nesin’in Toros Canavarı… Ahmet İnal, Süheyla Burgaç Koçak, Orhan Şimşek, Güral, Tacirlioğlu, Suna, Mehmet, Semir, ben ve adını hatırlayamadığımız birçok arkadaşın emeği vardı. Oyun, Hatay Kültür Merkezinde sahnelendi ve o zamanki Başkan Güçlü, sahneye çıktı, “Gençlerin elinden tutmak gerekir. ”dedi. Ve beni 2. gün odasına çağırıp bu vatan haininin oyununu neden oynadın diyerek beni otogara gece bekçisi olarak sürmüştü. Sekiz ay gece bekçiliği yaptım, İzzet Bey’in baskılarıyla tekrar tiyatroya müsaade edildi… Ve o dönemin sonlarına doğru, başımızdan geçen olayları anlatan, dönemin sosyal demokratlarını içine alan bir oyun derledik ve sahneledik. Adı “ Ağanın Çütlüğü” idi. Ağa, beni mahkemeye verdi, yani Başkan Bey. Mahkeme dört yıl sürdü. Sonuçta bir şey çıkaramadılar, ama bir hayli yorulduk… Evet, o günlerden bu güne yaklaşık 40 oyun sahneledik.( https://www.hataytiyatro.org–web sayfamız Hatay tiyatro-hasad facebook-m.vejdikocak@gmail.com –MSN adresim)Her sanatseverin eleştiri ve yorumunu isterim.
C.Başkaya: Kendinizi değerlendirmenizi istesem. Oyuncularınızı nasıl tanıyorsunuz ve nasıl yönlendiriyorsunuz? Nasıl bir eğitim sürecinden geçiriyorsunuz onları?
V. Koçak: Bizler, amatörlüğü savunan, profesyonelliği kabul etmeyen bir yapıdayız. Hevesli olmak, özverili olmak, bu dökülen alın terinin kimlere yaradığını bilmek, toplumsal düşünmek bence kâfi… Ben, tiyatro okulu bitirmiş biri değilim, bana bilimsel ve akademik anlamda bu işi öğreten de olmadı, bu nedenle tiyatro ile ilgilenmek isteyenlere şunu söylemek kalıyor, okulunda okumak gerek. Ve de yaşamak gerek birebir… Benim bir sözüm vardır, şu an söylenmesi gerekiyor… Entelektüel, özverili ve çalışkan olmak yetmez… Âşık olmak gerekli. Bu her iş için geçerli sanırım. Bizde oyuncu olmak çok kolay, çünkü bir genç gelir bir ya da iki yıl kalır, işin püf noktalarını biraz kaptı mı kendini oyuncu sanır… Hatta ayrılıp bir tiyatro kurar. Sonra? Sonrası yok… Yok, olur gider. Ama buna karşın benim, Türkiye’nin birçok şehrinde Tiyatro ile ilgilenen onlarca oyuncum var. İlgili olan oyuncu ister istemez bilgili olur. Grup çalışmaları, doğaçlama ve drama konusunda mini eğitimler veriyoruz. Onları motive etmek adına kısa geziler bile düzenliyoruz. Aralarında yetenekli çocuklarımız var; ama çoğunun elinde cep telefonu ve eften püften konular… Yani kısaca yeterli değiliz… Bir de şunu söylemeden geçmemeliyim, çok sert ve küfürbaz olduğum söylenir kimi çevrelerce…
M. Artar: Bir oyuncu ne tür özellikleri bünyesinde taşımalı?
V. Koçak: Oyuncu; araştıran, kendini yenileyen, okuyan ve izleyen bir yapıda olmalı. Gerçek oyuncunun politik bilgisi olmalı. Bu söylediğim vasıfları taşıyan üç ya da beş oyuncum var sadece.
M .Artar: Antakya'da seyirci ve oyuncuların sürekliliği ne durumda?
V. Koçak: Antakya, farklı bir şehir, aydın bir şehir. Seyirci açısından bol seyirciye sahip; ama küçük burjuva yapısı gereği popüler oyun ve oyuncuların izlenmesi yüksek… İddia ederim, bizim varlığımızdan habersiz çok, sözde sanatsever var. Her yıl en az üç oyunumuz var…
Oyuncuların sürekliliğine gelince, kardeşim, biz bütçeli kadrolu bir tiyatro değiliz ki kalıcı oyuncumuz olsun. Oyuncunun kalıcı olması için, ona ciddi para ödemek gerek. 300-500 lirayla kalıcı oyuncu olunamaz. Ama yine de 5-6 kişi 15 yıldır yanımda. Artık beni mi, tiyatroyu mu sevdiklerinden mi yanımdalar, bilemem… Gerçek oyuncu, önce rolünü sonra ekmeğini düşünür. Ama günümüzde önce ekmeğini sonra rolünü düşünenler çoğunlukta. Gerçek bir oyuncuyu ya da aktörü doyuran alkışlanmaktır…
C.Başkaya: Ülkemizde çok ciddi anlamda oyun yazarlığı eksiği var. Sahnelenen oyunlara baktığımızda yabancı oyunların uyarlanmış ya da çevrilmiş hâllerini görüyoruz. Bizi daha çok ilgilendiren biraz da bize ayna tutan oyunlara da ihtiyacımız var öyle değil mi? Sanatın toplum üzerinde önemli bir faydasıdır bu. Sizce bu durumu nasıl değiştirebiliriz, yani gençlerimizi yazmaya tiyatro oyunu yazmaya nasıl teşvik edebiliriz?
V. Koçak: Tiyatro demek, bence insan demek, insanla ilgili her şeyi anlatan, paylaşan demek. Sınıf demek, muhalif demek, sevgi demek… Ülkemizde oyun yazarları bir hayli az, çok popüler bilinen yazarlarımızı biraz incelediğimizde çeviri veya uyarlama olduğunu hemen görürüz. Ama yine de yerli aydın yazarlarımızı göz ardı etmeyelim. Aziz Nesin, Vasıf Öngören, Oktay Arayıcı, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Yılmaz Onay, Muzaffer İzgü, Orhan Kemal gibi ustaları anmak gerekir. Genç yazarları teşvik etmek amacıyla yazdıkları oyunların amatör tiyatrolar tarafından revize edilip oynanması taraftarıyım. Ülkemizde bu eksikliği Mitos Boyut Yayın Evi, amatör yazarların oyunlarını basarak katkıda bulunuyor.
M. Artar: Bir oyunun dekoru, ışığı ve kostümü sahne tasarımı süreci nasıl oluşur?
V. Koçak: Bence tiyatronun, tiyatro olması için bu öğelerin hepsinin olması lazım. Tiyatro topluluğunun ekonomik gücü ne olursa olsun tiyatronun bu öğelerini yerine getirmesi için çaba sarf etmesi gerekir. Amacı, sadece para kazanmak olan bazı tiyatro gurupları okul sıraları üstünde veya okul koridorlarında tiyatro yaptıklarını görüyoruz. Onlara müsaade eden her kim ise sanat düşmanıdır.
Ben, oyunu önce okurum, hayal görürüm, sonra ruhumda oynatırım. Sonra karar verirsem sahnelenmesine, oyuncularıma bakarım, onlara rol dağılımı yaparım, yedek kast gerekli, hasta olan, daha sonra hasta olabilecek olanları düşünerek hareket etmek gerek. Masada okumaya başlarız, bu yaklaşık bir ay sürer. Sonra tekstlerle ayakta çalışmaya. Ve tekstler atılır. Bu arada müzikler ve ışık düşünülür. Müziklerin bazıları değişir, ışıkçımız genelde yoktur, ya ben ya da bir oyuncu arkadaşa ışığa ve müziğe geçmesi söylenir. Sonra yavaş yavaş dekor hazırlanır, eksik kostümler Armutlu’daki terzi Mehmet’te yaptırılır ya da Mersin’deki kostümcü Asiye Hanım’a yaptırılır. Eksikler hep vardır. Çünkü biz, amatör bir tiyatroyuz. Ama zayıf tiyatrolar gibi her şey son güne bırakılmaz bizde… Benim, Süheyla’nın, Sedat Hoca’nın banka kartları ile ne gerekiyorsa alınır. Artık, oyun hazırdır sahneye… Heyecan vardır oyuncularda… Bende ise stres… Hele son günlerde sormayın; küfretmeye bile başlarım. Ve sahne… Alkış… Telâş… Farklı yorumlar… Oyun sonrası, rahat bir uyku çekerim. Üç aydır her gece dört kez kalkmışımdır. Dinlenmiş, doymuş kalkarım ertesi güne…
M. Artar: Güzel çalışmalarınız arasında çok özel bir uygulamanız var ki bir öğretmen olarak vurgulamam gerekir. “Masal Saati” projesi. Ne güzel, ne anlamlı bir düşünce. Bundan dolayı kutluyoruz seni ve ekibini. Bu düşüncenizle ilgili olarak aydınlatır mısınız bizi?
V. Koçak: Geçen yıl Kocaeli Belediye Tiyatrosunun ve Ankara Büyükşehir Belediye Tiyatrosunun “masal saati” videosunu izledim, neden biz de okul öncesi çocuklara masal saati yapmayalım ki? dedim. Süheyla ve Sedat Hoca ile konuştum. Hatta önceleri adını “Süheyla Teyze’nin Masal Saati” olarak düşünmüştük. Özellikle Sedat Doğan Hoca’mızın ciddi emeği vardır bu projede. Asıl, bunu hazırlayan Sedat ve Süheyla’dır. Ben ortaya bir şey atıyorum, bizim deliler de onu tatbik ediyor… Bu düşüncemi Başkan Bey’e anlattım, beğendi ve gerekli hazırlıkları yaptık, başladık… Her çarşamba günü bir anaokulunda oluyoruz. Önce, çocukları boyuyoruz, sonra müzik eşliğinde şarkılar söyleyip dramalar ile masalımızı anlatıyoruz. Çocuklar mutlu olunca biz de mutlu oluyoruz. Şu anki masalımız, “Fareli Köyün Kavalcısı”.
M. Artar: Gelecek projeleriniz nelerdir, paylaşır mısınız?
V. Koçak: Bundan beş ay önce bu günler için, üç proje düşünmüştüm: Biri “Meddah Amca”-çocuk oyunu, diğeri “Masal Saati”, son olarak da “9 Canlı”- Büyük oyun idi. Bu projelerimin ikisini gerçekleştirdim. Üçüncüsü “9 Canlı” adlı büyük komedi oyunumuzun eksiği kalmadı sayılır… 23 Aralık Cuma günü Antakya Cezaevinde oyunumuzu sahneliyoruz. Ardından 29 Aralık Perşembe günü, Meclis Kültür Merkezinde saat:19.30’ da halka açık ücretsiz olarak sahneleyeceğiz. Ayrıca ocak ve şubat aylarında oyun, her perşembe oda tiyatromuzda halka açık oynanacak. Zaten şu an her cumartesi günü saat:13.00 ve 15.00’te çocuk oyunum “Meddah Amca”yı oda tiyatromuzda oynamaktayız. Üretmeye devam edeceğiz, çünkü gerçek yaşayanlar üretenlerdir.
M. Artar: Yönetmek ya da tasarımını yapmak isteyip de henüz yapamadığınız bir oyun var mı?
V.Koçak: Çok etkilendiğim iki oyun vardı. Biri “Eski Fotoğraflar” bu oyunu sahneledik. Diğeri Ülker Köksal’ın “Bir Garip Oyun “adlı oyunu. Birkaç yıla kadar bu oyunu da sahneleriz. Bir de Haşmet Zeybek’in “Kafalar” adlı kitabından etkilenmiştim… “Kafalar” diye bir seyirlik oyun yazmaya kalkmıştım, sadece üç sayfa yazabildim o kadar…
Evet, birçok şeyi yapamadım. Savaşlar, bence, özgür olmak adına yapılır. Kendimi güçlü hissettiğimde, daha zor oyunlara soyunmayı isterim…
C. Başkaya: Özel tiyatroları nasıl buluyorsunuz? Beğendiğiniz gruplar var mı?
V. Koçak: Özel tiyatrolar bu ülkede yaşamaya çalışıyorlar, patronları zengin olanlar ayakta kalmayı başarıyor, yoksul olanlar birer birer yok oluyor. Ankara Ekin’i, Samsun Avangart Sanat, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ni, orta oyuncuları beğenirim.
M. Artar: Gençlerin tiyatroya ilgisini nasıl buluyorsunuz? Genç oyuncu adaylarının çabasını yeterli buluyor musunuz? Sizce yeterince inatçı ve tutkulu davranıyorlar mı?
V. Koçak: Genç ya da yaşlı fark etmez, oyuncu adaylarının, oyunculuk çabaları bence yok denecek kadar az. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, insanlar önce midelerini doyurmak peşindeler. Örneğin, sanatçı kardeşimiz gelmiş 30 yaşlarına, yeni evlenmiş, evi kira… Sizce 500-600 lira ile yaşamak mümkün mü? Kitap alabilir mi, sinemaya-tiyatroya gidebilir mi? En önemlisi kendini oyunculuğa verebilir mi? Ben, cevap vereyim, eğer gerçekten sanatçı olmak istiyorsa verebilir. Gerçek sanatçı aç kalmayı bile göze alabilendir çünkü (bu ülkede).
Evet, benim yanıma oyuncu olmak istiyorum diye gelenlerin sayısı bir hayli fazla. 22 yıldır, parktaki çalışma yerimize haftada ortalama 5 kişi gelir. Benimle konuşur. Kalanlar sadece % 3’tür. Hatta bazıları tiyatro için ağıtlar yakar, onlara nasıl etkilendiklerini, koşulları anlatırım. Bazen dik çıkarım, ya bir diziden etkilenmiştirler ya da okudukları bir kitaptan ya da bir oyundan… Ama çoğunun yüreğinde tiyatro yoktur… Sahnenin aldatan ışıkları ve heyecanı vardır sadece…
M. Artar: Sizin gibi başarılı olmak isteyen genç oyunculara tavsiyeleriniz nelerdir?
V. Koçak: Tiyatro aşkı olan ilgilensin, olmayan asla bu zahmete girmesin, rüya da görmesin.
M. Artar-C. Başkaya: Alkışlarınız eksik olmasın.
V. Koçak: Teşekkür ederim dostlar, siz de eksik olmayın.

